Mustafa UĞURLU
Mustafa  UĞURLU
m.ugurlu87@hotmail.com
Bu Sene Heybemde Neler Olacak?
  • 0
  • 26 Aralık 2019 Perşembe
  • +
  • -

Bizim gibi kitap müptelası zevatın kitaplığı gün geçtikçe zenginleşir. Çoğu zaman kitaplığa yeni kitapların eklenme hızı okuma hızımızı aşar kendi kendimize yetişemez oluruz. Belli dönemlerde ziyadesiyle ilgi duyduğumuz bir konuyla ilgili eserler toplu bir şekilde kütüphanemize dahil olur. O konuyla ilgili alınan bütün eserler okunmadan ilgi zayıflarsa birçok kitap raflarda boynu bükük kalır. Bir müddet unutulmaya terk edilir. Önce eskileri okuyayım desen yenilere sıra gelmez. Zaten her ne kadar eski kitaplar okunmak istense de her alınan yeni kitap onları gölgeler.

Kitap sayısının artması bir çok okuru müşkül durumda bırakmıştır. Planlama yapmak, bazı kitapları elemek bulunan çözümlerden sadece birkaçıdır. (Aslında en kesin çözümü hiç kitap okumayanlar bulmuş ya hadi neyse.) Kendisi de bir kitap tutkunu olan Umberto Eco okunacak kitapları seçmek ve elemek için ilginç bir yaklaşım sergilemektedir: Bir konuyla ilgili on kitabı ele alıp sadece birini okumak. Der ki: “On kitaptan birini okumak yeterlidir. Öbürleri için bibliyografyaya, notlara bakarsınız ve verilen referansların ciddi olup olmadığını hemen fark edersiniz.Eğer çalışma ilginçse, okumaya gerek yoktur, çünkü okumaya karar verdiğiniz de dâhil olmak üzere, başka çalışmalar içinde mutlaka yorumlanacak, alıntılanacak, eleştirilecektir.” Sizce de ilginç değil mi?

Eskileri mi, yeni çıkanları mı? Kült eserleri mi, az bilinenleri mi? Uzun süredir aklında olanı mı, ilk görüşte merak edip vurulduğunu mu? Hangisini okumalı diye düşünürken bazen öyle bir an gelir ki hepsini ihmal edersin. Hiçbir şey okuyamazsın. Kitapseverin tabiri caizse bazen böyle fetret dönemleri olur. Bu dönemler huzursuz eder onu. Fetret döneminin uzun sürmesini istemeyip huzursuzluğu gidermeye çalışan okur belli bir plan dahilinde okumanın bir zorunluluk olduğunu keşfeder. Zaman zaman bu hâle düçar biri olarak önümüzdeki bir yılı, daha verimli geçirme adına bir okuma planı ve küçük bir kitap listesi yaptım.

Hangi iş olursa olsun derler ki planlarınızdan başka insanlara bahsetmek o planları hayata geçirme konusunda sizi zorlar, motive eder. Sanıyorum bu yazının benim açımdan böyle bir faydası olacak.

Şimdi okuma planımdan bahsedeyim. Kendimi çok zorlayıp yapamayınca da ümitsizliğe kapılmamak için kitap sayısını asgari düzeyde tuttum. Her ay en az bir kitap okuyacak şekilde planlama yaptım. Tabii ki daha fazlasın okumanın önünde bir engel yok. Hatta büyük ihitmalle daha fazla kitap elimden geçecek ancak ayda bir kitap okumak benim kendimi zorunlu hissedeceğim hedefim olacak. Sayısı belirledikten sonra önümüzdeki bir yıl için okuyacağım on iki kitabı seçme aşamasına geçtim. Okunacak kitapları seçerken uzun zamandır kitaplığımda duran, her bakışmamızda bana göz kırpan, elime alıp alıp bıraktığım kitaplara öncelik verdim. Seçimimi etkileyen diğer bir ölçüt ise listemde farklı disiplinlere, dünya görüşlerine ait kitapların bir arada olmasıydı. Listeye bakınca siz de dikkat edeceksiniz listemde şiir, roman ve hikâye kitapları bulunmuyor. Son zamanlarda kendime verdiğim bir başka ödev dolayısıyla (her gün birkaç şiir, bir hikâye okumaya çalışmak) hikâye ve şiir kitaplarını ayrıca dahil etmedim. Romanları ise planlı okumalarım yanında tadını çıkara çıkara her gün az ya da çok okumayı düşündüm için listeye dâhil etmedim. Özetle şiir, roman ve hikâye kitaplarını sürekli olarak yan kanallar olarak okuduğum için burada yer vermedim.

Şimdi yapmış olduğum listeyi sizlerin de ilgisini çekeceğini umarak arka kapak yazılarıyla birlikte, dileyen sadece kitap isimleriyle yetinebilir, dikkatinize sunuyorum.

  • Yöneticilik Dersleri, Mustafa Özel, Küre Yayınları

İyi yöneticilik doğuştan mıdır, yoksa sonradan öğrenilebilir mi?

Her ikisi de! Bu kitabın yazarı iyi bir yönetici olmadığını itiraf ediyor. Sizinle paylaştıkları, 36 yıllık gözlem ve okumalarıdır. Peygamberlerden, filozoflardan, devlet ve iş adamlarından, yöneticilerden ve nihayet kendisi gibi yönetim düşünürlerinden öğrendikleri… Hz. Musa ilk SWOT analizi yapan yöneticiydi, Hz. Yusuf ilk planlamacı. Hz. Muhammed hiçbir savaşta daha önce uyguladığı stratejileri uygulamadı.

Eflâtun, “Tanrı her insanın hamuruna başka bir maden katmıştır” diyordu; ancak hamurunda altın olanlar iyi yönetici olabilir. Kendi çocuklarınızın hamuru gümüş yahut demirle yoğrulmuşsa, onları altın çocuklara tercih etmeyin! Bütün başarılı liderlerin birer ağırlık noktası var.

Aliya, “binadan önce fikir” diyordu; Vehbi Koç, “önce hesabını bil”; Sakıp Sabancı, “önce adamını bul”. İshak Alaton’un şiarı “kendini lüzumsuz kıl” idi, Sabri Ülker’inki “önce dürüst ol”. İbrahim Bodur “sıra adamı olma” diyor, hayaline layık ol! Hayat bir deniz yolculuğu, hayal ise pusulanız. Bu kitap hayalinizi bir nebze bileyebilirse, yazar mutlu olacaktır.

  • Dünyayı Güzelleştirmek – Turgut Cansever’le Konuşmalar, Beşir Ayvazoğlu, Timaş Yayınları.

“Cansever Hoca, kaynağını çok aradığı bir hadis-i şerife dayanarak sanatın asıl vazifesinin dünyayı güzelleştirmek olduğunu söyler, estetiğini ve mimarî felsefesini bu görüşe dayandırırdı. İçinde mutlu bir hayat sürebileceğimiz güzel dünyanın, avutucu eğlencelerle değil, şehirleri ve konutları insanın “eşref-i mahlûkat” olduğunu göz önüne alınarak yeniden inşa etmek suretiyle kurulabileceğine inanmıştı. Meskenin insanları sadece yağmur ve soğuktan koruyan barınaklar olarak görüldüğü, insanın güzel bir dünyada yaşama ve çevresinin oluşmasına katılma hakkı ve sorumluluğu kabul edilmediği sürece, Cansever Hoca’ya göre, asıl mânâsında beşerî ve güzel bir çevre meydana getirmek mümkün değildi.” Beşir Ayvazoğlu

Edebiyat dünyamızın usta kalemi Beşir Ayvazoğlu, Türk-İslâm medeniyetini koruyan, geliştiren ve bir yaşam biçimi olarak neşreden Osmanlı bakıyyesi aydınların örnek hayatlarını gelecek nesle taşımaya Bilge Mimar Turgut Cansever’le devam ediyor. Ayvazoğlu’nun nefis üslubuyla okur kendisi kâh Turgut Cansever’in çok az bilinen çocukluk ve gençlik zamanlarında, kâh babası Doktor Hasan Ferit Cansever’in Türk Ocaklarını kurmak için verdiği mücadelelerin içinde buluyor. Turgut Cansever’in “Dünyayı Güzelleştirmek” olarak özetlediği mimarî felsefesine, sanat görüşüne ve bütün dünyada kısa sürede müthiş bir hızla gelişen şehirleşmenin Türkiye’de nasıl tezahür ettiğine dair görüşlerini kendisiyle sohbet ediyormuş gibi okuyacaksınız.

  • Kuğunun Son Şarkısı, Beşir Ayvazoğlu, Kapı Yayınları.

Hüsn ü Aşk, kuğunun yani medeniyetimizin son güzel şarkısıydı.

Galib bu şarkıyı Sultan III. Selim, Hattat Mustafa Rakım ve Dede Efendi’yle birlikte söyledi ve sustu. Söz artık “Nasıl bu taze maarifle eskiler alayım” diyenlerdeydi. Ancak beş yüz yıllık birikimiyle karşılarında heyula gibi duran ve inanılmaz zenginliklere sahip olan divan şiiri, Galib’in getirip bıraktığı parıltılı noktada hala gözleri kamaştırıyordu. Bu şiirin asla ölmeyen bir tarafı vardı; şiirimizin damarlarında bir usare gibi, Tanzimat şairlerinin pek farkına varamadıkları bir alışkanlıkla, fırsat bulur bulmaz yepyeni bir hayatiyetle gün ışığına çıkmak üzere dolaşıyordu. Bu saf şiir usaresi Şeyh Galib şiirinin imbiğinde damıtılmıştı.

  • İslam Dünyasında Kitabın Tarihi, Johannes Pedersen, Klasik Yayınları.

İslam Dünyasında Kitabın Tarihi, İslam dünyasında kitabın yeri konusundaki başlıca modern klasiklerden biridir. “Matbaanın gelişinden önce kitaplar nasıl çoğaltılıyordu? Taklit ve korsan neşirler karşısında alınan tedbirler nelerdi? Kitapların fiyatını ne belirliyordu? Kitaplar hangi vasıtalarla topluma ulaştırılıyordu? Kitapçılar nasıl işliyordu?” vb. sorulara cevap arayan Pedersen, İslam dünyasında kitap üretimiyle alakalı tüm alanları kuşatmaya özel çaba sarf etmiştir. Böylece okuyucu kitapların nasıl telif edildiğini, yazma haline getirildiğini, nasıl yayınlanıp çoğaltıldığını, üzerine çizimler yapıldığını, nasıl ciltlendiğini, satıldığını, saklandığını ve yüzyıllar sonra matbaalarda nasıl basıldığını görebilmektedir. Ancak Pedersen, kitap üretiminin yalnızca fiziki yönüyle ilgili değildir.

O aslında, İslam toplumunda ilmin ve edebiyatın rolü hakkında umumi bir tasvir yapma peşindedir. Pedersen’in İslam toplumunu derin bir vukûf ile incelemesi, kitabın o toplum içindeki yerine dair değerlendirmelerini ikna edici kılmaktadır.

Bu eser, kapsamlı bir el kitabı olarak taşıdığı değerin yanında, alanında ilk örnek olmasına rağmen son derece başarılı bir özet olma vasfına da sahiptir. Kaynaklara hakkıyla nüfuz eden Pedersen, bilgileri kolay ve anlaşılır bir tarzda sunmaktadır. Böylece eserin detayları konunun uzmanlarına hitap ettiği halde, üslubunun sadeliği genel okuyucunun da kendisinden istifade etmesini sağlamaktadır.

  • Şiir Dili ve Türk Şiir Dili – Dilbilim Açısından Bakış, Doğan Aksan, Bilgi Yayınevi.

Prof.Dr. Doğan Aksan’ın, ŞİİR DİLİ VE TÜRK ŞİİR DİLİ (Dilbilim Açısından Bakış) adını taşıyan bu yapıtı, adına şiir denen insan yaratısının çözülemeyen, kestirilemeyen kimi yönlerinin dilbilimle aydınlatılabileceğini ortaya koyuyor. Bunu yaparken de Türk şiirinin örneklerinden yararlanıyor.

  • Kendini Aramak, İhsan Fazlıoğlu, Papersense Yayınları.

İnsan başlangıç ile son arasında bu-ara-da seyrettiği, kendiyle başlayıp yine kendiyle bitirdiği hayat yolculuğunda kendi olmak, kendi kalmak, kendi ölmek için ne yapabilir? Kendilikiyle sımsıkı bağlı bilgiye erişmek, edindiği bilgiyle eylemek onu nereye taşıyabilir? Vahşi kapitalist dünya; duyu, duygu, düşünceden mürekkep insanın hangi zaafları üzerinde yükselir? Din, felsefe, bilim ve sanat insan olmaklıka nerede, ne zaman ve nasıl hizmet eder? Bu deneme tüm bu sorular ile 21. yüzyılın muzdarip ikliminde insan olmanın, kendi olmanın kıymetini bilerek, tanıyarak ve inanarak yola çıkıyor ve “düşünmek yolda olmaktır” ilkesiyle Hz. İnsan’ı arıyor…

  • Çürümenin Kitabı, E. M. Cioran, Metis Yayınları.

Nerede tükettin ömrünü? Bir hareketin hatırası, bir tutkunun işareti, bir maceranın parıltısı, güzel ve firari bir cinnet-geçmişinde bunların hiçbiri yok; hiçbir sayıklama senin ismini taşımıyor, seni hiçbir zaaf onurlandırmıyor. İz bırakmadan kayıp gittin; senin rüyan neydi peki? Kökeninde aldatıcı ve yıkıma mahkum olmayan hiçbir “yeni” hayat görmedim şimdiye kadar. Her insanın zaman içinde ilerleyip bunaltılı bir geviş getirmeyle kendini tecrit ettiğini, yenilenme niyetine de ümitlerinin beklenmedik yüz buruşturmasıyla karşılaşıp kendi içine düştüğünü gördüm…

  • Sorulunca Söylenen, İsmet Özel, TİYO.

“Soruyorsunuz: İslâm düşüncesi bir kalkınma ideolojisi olabilir mi? Soruyorsunuz: İslâm düşüncesi anti-emperyalist bir mücadele programında temel unsur haline gelebilir mi? Soruyorsunuz: İslâm düşüncesi komünizme karşı bir silah olarak kullanılabilir mi?

Bunların hepsi yirminci yüzyılda yapılmıştır ve yapılmaktadır. Ama bütün bu olup bitenin, devam etmekte olanların kelime-i tevhid ile müsbet mânâda bir ilgisi olduğunu sanmıyorum. İslâm’ı bir araç olarak görmek, İslâm’dan daha üstün hedeflerin bulunduğunu kabul etmek anlamına gelir. Eğer İslâm’dan, yani Allah’a teslimiyetten daha üstün değerler varsa Müslüman olmaya ne gerek var.”

  • Film Defteri, Necip Tosun, Dergâh Yayınları.

“Bu kitapta yer alan filmler, yazarın yıllar boyu defterinde biriken yazılarından oluşuyor. Yazar buraya sadece beğendiği, sevdiği filmleri almıştır. Defterdeki yazılara bakıldığında, ne bildik sinema yazılarının o boğucu kuramsal karmaşasına, ne de tüketime açık magazinel yaklaşımlara itibar edildiği görülecektir. Elbette, zaman zaman, sinemanın genel sorunları ve konuları üzerine de notlar düşülüyor. Ama sinemanın o sıkıcı, artık bıkkınlık veren kuramsal tartışmalarına girilmeden, sözü edilen filmin hep özne olmasına dikkat ediliyor. Kısaca tüm yazılar, filmin üstünü örtmeyi değil, açmayı, paylaşmayı hedefliyor.

Hemen fark edilebilecek diğer bir özellik de yazılarda ‘hikâye’nin öne çıkması, giderek tip, karakter ağırlıklı bir yaklaşımın benimsenmesidir. Oysa sinema yazarları/eleştirmenleri filmin hikâyesini anlatmaktan pek hoşlanmazlar. Daha çok filmin onlarda bıraktıkları ilk izlenimleri, teknik ve sinemasal özelliklerini ağırlıklı olarak yazılarında işlerler. Burada bu genel anlayışa uyulmamış, yazılardan aynı zamanda bir ‘hikâye tadı’ yakalanması amaçlanmıştır.

Yazara göre, sinemanın kendisi zaten yazı dilini görüntünün diline çevirme çabası iken onu yeniden yazının diline dönüştürmek ironik/beyhude bir uğraştır. Bu nedenle de defterdeki yazılar, anlatılan filmle birebir ayniliğe tekamül etmiyor. Bir film elbette yazıya, kitaba sığmaz. Ama bu kitap okuyucuyu filme ulaştırırsa görevini yapmış olacaktır.”

  1. Sözü Dilde Hayali Gözde, İsmail Kara, Dergâh Yayınları.

“Bu kitapta tesadüf edeceğiniz zevat hakkında hatıra-deneme metinleri kaleme almanın benim için vazife diyebileceğim bir tarafı var. Onları, kaderin sevkiyle tanıdığım, bilgi ve görgü itibariyle istifade ettiğim, dünya tasavvurları hakkında fikirler ve intibalar edindiğim, bir ilmi ve fikri çabanın nasıl yürütüleceğiyle alakalı tutamaklar yakaladığım hayatımın tesadüfleri oldular. İyi ve bereketli tesadüfler..Onları bende bıraktıkları ebedi izlerle; bir kısmı derin, ahlaki ve felsefi, bazıları acı, az bir bölümü de ironik veya şaşırtıcı taraflarıyla kendimce inşa edecektim. Belki de kendimi yeniden inşa edecektim. Yapmak istediğm şey klasik manada bir hatırat yazmak değil, yazdığım hadiseleri gevşek bir kronoloji içinde aktarmak olsa da birkaç neslin hangi bilgi dağarcığı, nasıl bir hissiyat, ne tür bir Türkiye ve gelecek arzusu içinde yeşerip serpildiğini vermek benim için daha önemli ve önceliklidir. Çünkü o bilgi dağarcığı, o hissiyat ve gelecek tasavvuru içinde başkaları gibi ben de bir şekilde varım.”

  • Bütün Eserleri, Said Halim Paşa, Büyüyen Ay Yayınları.

Mehmet Âkif’in deyişiyle, “Ümmetin en büyük mütefekkirlerinden birisi” olan Said Halim Paşa, son dönem Osmanlı düşünürlerinin tartışmasız en özgünü ve önemlisidir. Derin İslâmî kavrayışı, eserlerinde olduğu gibi kişiliğinde de kendisini somut biçimde gösteren Said Halim Paşa’nın hiç kuşku yok ki en önemli yanı düşünürlüğüdür. “Buhranlarımız” başlığı altında toplanan “Taklitçiliğimiz”, “Meşrutiyet”, “Bağnazlık”, “Toplumsal Bunalımımız”, “Düşünsel Bunalımımız”, “İslâm Dünyasının Çöküşü Üzerine Bir Deneme” ve “İslâmlaşmak” ile son eseri “İslâm Toplumunda Siyasal Kurumlar”, onun entelektüel gücünün kanıtıdır.

Batı dünyası ve uygarlığı hakkındaki derin bilgi sahibi Paşa’nın eserlerinde Batı toplumlarının tarihsel, siyasal ve toplumsal çözümlemeleri oldukça geniş bir yer tutar. Said Halim Paşa’nın üzerinde önemle durduğu ikinci konu da İslâm dünyasının sorunlarıdır. O bu sorunları da üstün bir kavrayışla ele almış, nedenlerini, sonuçlarını büyük bir açıklıkla gözler önüne sermiştir. Ama bununla da kalmayarak, bu sorunlara ilişkin son derece akılcı, isabetli çözüm yolları üretmiş, önermiştir. Bugün, Türk toplumunun gündemini işgal eden ve düzeysiz tartışmalarla çözümsüzlüğe mahkûm edilen birçok konunun Paşa tarafından çözümlendiğini görmek şaşırtıcıdır. Bu da, Paşa’nın düşünce ve yapıtlarının günümüzde bile taşıdığı önemi ortaya koymaktadır.

Türk düşünce tarihinin doruklarından birini oluşturan Said Halim Paşa’nın yapıtlarının bu toplu basımının, düşünce dünyamıza yeni bir boyut ve derinlik getireceğinden eminiz.

  • Okulsuz Toplum, Ivan Illıch, Şule Yayınları.

“Okullaştırma, eğitimle aynı anlama mı gelmektedir? Kesinlikle hayır. Herkes günbegün bir şeyler öğrenmektedir. Dürüst olmak gerekirse, çoğumuz, yaşamımızda okullaşmanın direk ve derin bir etkiden son derece yoksun olduğunu görürüz. Bu durumda iki soru ortaya çıkmaktadır: Her toplumda okullaşmaya bu derece büyük bir önem ve prestij kazandıran nedir? Eğitimin işlevi bir şüphe içeriyorsa, okullaşma gerçekte ne anlama gelmektedir? Ivan Illich, bu eserinde okulun, statükonun korunmasına vesile olan araçlardan biri olduğundan dolayı bu prestije sahip olduğu yolundaki tezini kanıtlamaya çalışmaktadır. Ona göre günümüzdeki okullar eğitimi açısından etkisiz olduğu kadar, bölücü bir nitelik de taşımaktadır.

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?