Meryem Şahin
Meryem  Şahin
merye@otmail.com
Manevî Açlığımız “Tiyatro”
  • 0
  • 27 Kasım 2019 Çarşamba
  • +
  • -

Son zamanlarda, -gözlemlediğim kadarıyla-  Erzurum’daki tiyatroya olan rağbetin gitgide arttığını, insanların o salonlarda adeta kuyruklar oluşturduğunu ve kültürel faaliyetlerle iştigal ettiğini söyleyebilirim. Peki, bu rağbetin sebebi ne? “Neden insanlar bu kadar merak saldı “demeden geçemiyoruz. Hayır, ne oldu da bu toplum birden “tarator” aşığı oldu?

Efendim, insanların bu denli tiyatro aşkının özünde gerçekten sevgi mi yatıyor bilemiyoruz ama “hatırı sayılır” bir izleyici kitlesinin olduğunu söylemek pek yerinde bir kullanım olur. Zannımca ufacık bir sevgi varsa bile, bunun üstüne maddiyat da eklenince ortaya böyle bir manzara çıkıyor. Zira sinemanın da ücretlerine baktığımızda, insanların neden tiyatroyu tercih ettiğini anlayabiliyoruz. Hoş biz halimizden memnunuz da bu sanki biraz “parasızlık bizi zorla entelektüel yaptı” kanısına sürüklüyor. Sürüklesin tabii bunlar güzel sürüklenmeler. Lakin ablacım, amcacım, güzel teyzem, torunlarıyla gelen dedem… Biraz ara verin bu aşkınıza da gençlerimizde istifade etsin, sizlerin salonu hınca hınç doldurmanızdan gençlere fırsat kalmıyor. Bakınız, belediyemiz zaten her yere tiyatro salonu açmış, efendime söyleyeyim bu “tiyatro açlığımızı” doyurmak için elinden geleni yapmış(!) Yakında Erzurum sokaklarında seyyar tiyatro bile görebiliriz, mümkündür. Neden başka sahneleri tercih etmeyesiniz ki değil mi?

Gelişmeye çalışan toplumumuzda böylesine güzelliklerle karşılaşmak, takdire şayan doğrusu. Bir de lütfen şu tiyatronun inceliği sinsin üzerinize. Çünkü o kapıdan çıktıktan sonra artık siz, hayata bambaşka bir perspektiften bakabilmelisiniz. Siz artık dışarıdakiler gibi değilsiniz, olamazsınız da… Biraz kendinizdeki bu gücün farkına varın. Ben inanıyorum tiyatronun insanı değiştirme gücüne. Tiyatro değil miydi Namık Kemal’i Magosa’ya sürdüren, tiyatro değil miydi halkı kitleler halinde isyana sürükleyen… Bunlar öyle afaki söylenmiş sözler değil, bunlar tarih, bunlar var olmuş şeyler.

Gelelim sergilenen tiyatrolara. En son Devlet Tiyatrolarının sahneye koyduğu “Kayıp El”e gittim, açıkçası pek beğenmedim. Herkesin hunharca güldüğü salonda benim öylece donuk bir şekilde gülmeden durmam, bende bir sorun olduğunu endişesi uyandırmadı değil bende. Yok eğer bende sorun yoksa vay o kadar komik olmayan bir şeye aşırı gülerek tepki veren insanların haline! Bilemeyiz belki gülmeye ihtiyaçları vardır, belki sahiden komiktir belki belki … Ama eğri oturup doğru konuşmak gerekirse, asıl sıkıntı oyuncularda, sergiledikleri performansta değil de oyunun muhtevasında. Batılı tarzda yazılan oyunun, bu denli izleyici kitlesini kendine çekmesi, haddinden fazla beğenilmesi ironik bir durum. Neticede sıradan bir oyun… “Koleksiyoncu”yu “Kayıp El”e kesinlikle değişmem ya da “Evlendirme”yi. Bilmiyorum bu oyunlarda bizden, kültürümüzden bir şeyler var. Biz aşina olduğumuz kültürün peşindeyiz. Bu millete sökmez ecnebivari muhtevalar, kurgular. Bırakın bir koltukta iki karpuz taşımayı, bırakın bu dualiteyi, bırakın da özümüz olan tiyatromuz batılılaşmasın.  Bu güzel kültür, bu manevî değerlerimiz ilelebet sürsün. Seyri değişmesin. Her dem yeninin peşinde koşalım diye bir kaide olmasın. Eskimesin eskilerimiz…

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?